31 Ağustos 2009 Pazartesi

0

Diğer kadını merak etmek

Yine sadece yazmış olmak için yazmak maksadıyla bakıyorum ekrana. İçimden destanlar yazmak geliyor. Otur efendi gibi bir tane yaz, destanlar ne? Yok ama, illa ki abartacam, illa ki laf kalabalığında beynim dolap beygiri gibi dönüp duracak kelimelerin kuyruğunu yakalamaya çalışarak. Kuyruk diyince bu alemde benim aklıma Cansu gelir. (Yalnız bu isim uydurma konusunda çok kötüyüm be yav. Şimdi böyle insanların asıl isimlerini söyleyerek anlatmak falan olmaz. Uyduruyorum işte ben de bi şeyler. Ama sanki bu Cansu olmadı hiç.)

Bak yazıp yollayacam hemen, şimdi dön bi daha isim düşün falan uğraşamam. Kızın adı Cansu, ve ben ne zaman kuyruk diye bi şeyler duysam, okusam, söylesem, aklıma bu kız geliyor! Oh bea.. Sonunda mevzuya girebildim. Neden kuyruk? Neden Cansu? Anlatayım: Kuyruk, malum üzre, bildiğiniz kuyruk. Bunun kadınlarda olanına at kuyruğu falan deniyor hatta. Saç liseli kızlar gibi toplanıyor tepede bir tokayla, sonra o saç yürüdükçe, başını çevirdikçe sallanıp duruyor mırıl mırıl.

Bu tabii sadece genç kızlarda olur, az bi büyük ve hatta epey bi büyük kadınlarda olmaz diye bi şey yok. Uzatsın saçını, bağlasın, toplasın, pek de güzel olur. Severim ben kuyruğu. Ama işte buradaki altı çizilesi konu şudur ki, o saçlar doğal olacak. Kafaya saç kökleri ile bağlı olacak. Elalemin saçından yapılan bir kuyruk, saça bi şekil tutturulmayacak. Elde kuyruk ile işe gelinmeyecek.

Cansu sabah bi gelirdi, doğru tuvalete yolanırdı. Zaten yüzünü gören olmazdı. Rastlasan da göremezdin ki. Kocaman gözlükler, bere şapka bi şey illa ki kafada örtülü. Bir de dana gibi bir çanta. Çantada da o malum kuyruk. Ama bi çıkardı tuvaletten bizim kata, oy anam oy! O paspal hatun gitmiş, yerine acayip bi şey gelmiş. Daha samimi olmadan önce ben çok karıştırırdım bu kızı yeni sunucu adayı mankenlerle. Program katından eksik olmazlardı sağolsunlar. Ha şimdi bu demek oluyor ki, bizim Cansu manken gibi bi kızdı? Eh işte sayılır.. Bi kere mankenlerin emekli olduğu yaştaydı, memleketin en şükela okullarından mezun olmuş, gitmiş yabancı memleketlerde işinin ilmini yapmış, gelmiş yönetmen olmuş gayet başarılı, kafası iyi çalışan çok da hoş bir kadındı. Huysuzdu, sinirliydi, aç gezerdi, yediği iki lokmayı da mideden en kısa sürede atardı. Haberde çalışan bir kamera önü yakışıklısı ile birlikteydi.

Şimdi manzaraya bi bakacak olursak: Elimizde eğitimli, kafası çalışan, hayli güzel ve başarılı bi kadın var. Ve bu kadın, sevgilisinin kaçamak yaptığı kızları görmek için kendini paralıyor! Misal, ortak arkadaşlarından ya da özellikle kulağına akıtılan dedikodulardan öğreniyor ki, sevgilisi bunu bilmem nerede çalışan bi hatunla aldatmış. Hiç üşenmez, kalkar gider o kadını görür. Yani görür de, sanmayın ki konuşacak çemkirecek, bi olay çıkaracak falan. Yok öyle bi şey. Sadece gidip bi bakardı ki, kiminle aldatılmış. Daha mı genç, daha mı güzel? Nedir yani farkı? Kayda değer hiçbir şey çıkmazdı ortaya. O kuyruk faciası da zaten bu gidip görmelerin birinden sonra çıkmıştı ortaya.

Ya bi şey diyecem, hani bazen soruyorum, aşk mı lan bu şimdi! diye? Sormuş sayın bi zahmet. Ana fikir falan da yok bu hikayede. Yani o kadar marazi ilişkiye tanık olduktan sonra ve .. neyse ve'si sonranın hikayesi olsun, demem o ki, eğer bu aşk ise, kafanın neresini imha ediyor bu illet? Ne yapıyor da insanı bildiğin eblehe dönüştürüyor?

Halbuse, at o kuyruğu sevgili dediğin öküzün kafasına, çık git bi temiz hava al.
Kafa derin de, kafan da bi rahat etsin bacım.

(Ama ben söyledim ta başında, yazmak için yazacam diye. Hayır sanki "ee şimdi ne anlattı bu kadın?" ifadesi görür gibi oldum da gözlerde? ahahah.. olur öyle arada.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

back to top